Aromaterapi, hem bilimsel hem de sanatsal yaklaşımlarıyla beden, zihin ve ruhun dengelenmesine, enerjisine ve tedavisine yardımcıdır

Aromaterapi; aromatik bitkilerden elde edilen uçucu yağların fiziksel, fizyolojik ve psikolojik rahatsızlıkların iyileştirilmesi ve tedavisinde kontrollü olarak kullanımıdır.

Aromaterapi çoğunlukla güzel kokuların organizma üzerindeki etkisi olarak bilinse de aslında bitkileri bir bütün olarak ele alan fitoterapi (bitkisel tedavi) biliminin bir parçasıdır. Aromaterapi daha geniş tanımı ile uçucu yağların şifa amacıyla kullanılmasıdır. Tamamlayıcı ve holistik tıp anlayışı içinde önemli bir yere sahiptir.

İnsan sağlığına yönelik kullanımları için klinik aromaterapi, aromatik tıp veya uçucu yağ tedavisi de denmektedir.

Aromaterapi, çok geniş ve zengin bir kullanım alanına sahiptir.

Uçucu yağlar, tedavi edici alan dışında; kişisel bakım, “kendini iyi hissetme” karışımlarında, koku ve gıda sektöründe de kullanılırlar.

“Aroma” günümüzde doğal olmayan aromaları, kimyasal kokuları da çağrıştırmaktadır. Oysa aromaterapide kullanılan moleküller tamamen doğaldır. Sadece doğru dozlarda, doğru uygulama şekliyle ve uygun sıcaklıkta etkilerini göstermektedir. Kimi uzmanlar bu nedenle aromaterapi kelimesini bu alanı tanımlamakta yetersiz bulmaktadır.

Günümüzde uzmanlar aromaterapinin alternatiften çok tamamlayıcı bir sağlık metodu olduğunda hemfikirdir. İlaçların çoğunun bitki ekstreleri ya da moleküllerinden elde edildiği bir gerçektir. Aromaterapi bir başka bakış açısıyla etken maddeleri en konsantre haliyle barındıran uçucu yağları dolaylı değil doğrudan kullanmaktır. Bu konsantrasyondan dolayı, tüm uçucu yağ kullanımları uzmanlık gerektirir.

Güzel kokulu ya da bir diğer ismiyle aromatik bitkiler insanların ilgisini her zaman çekmiştir. Bitkiler ile tedavi binlerce yıl öncesine kadar uzanmakta olup, bu konuyu belli bir coğrafya ile kısıtlandırmak doğru değildir. Dünyanın tüm farklı bölgelerinin aromatik bitkilerinin sağlık ile ilgili kullanımına dair bir geçmişi vardır. Önceki zamanlarda bu bitkilerin yakılmasından elde edilen duman ile hastalık ve diğer kötülüklerden korunmak istenilmiştir. Sonraları ise bu kokulu maddeler; vücuda direkt sürülerek veya pomander adı verilen içinde kokulu bitkilerin bulunduğu top şeklindeki kolyeler takılarak kullanılmışlardır. Böylece aromatik bitkiler hastalıklardan korumaktan ve bedeni güçlendirmeye ve hem de güzel kokmaya kadar geniş bir alanda yer bulmuşlardır.

Distilasyon ile uçucu yağların elde edilmesini 10.yüzyılda İranlılar keşfetmiştir. Böyle düşünüldüğünde aromaterapinin tarihinin bin yıl öncesine dayandığı söylenebilir. Ama insanoğlunun bugünden 60,000 yıl (Erichsen-Brown) öncesinde bile aromatik bitkilerden faydalandığını bilinmektedir. 1975’de arkeolojik bir kazı sırasında; Civanperçemi, Peygamber çiçeği, Üzüm sümbülü, Ebegümeci ve diğer bazı bitkiler Neandertal iskeletlerinin fosillerinin yanında bulunmuştur.

Eski Çin, Hindistan ve Tibet’ten Ortadoğu’ya, Mezopotamya’dan Amerika yerlilerine, Afrika’da Eski Roma’ya kadar farklı coğrafyadaki kültürlerin, kendi tarihsel gelişimleri içerisinde kendi endemik bitkilerini farklı ritüeller ile uygulandığı bilinmektedir.

Keşiflerle Avrupa’ya gelen bitkisel kokulu maddelerin de etkisiyle, 16.yüzyıldan itibaren Batı Avrupa’da parfümeride önemli gelişmeler olmuştur. İngiltere’de 19.Yüzyıl ortalarına kadar kekik, lavanta uçucu yağlarının hijyen sağlamak amacıyla hastanelerde kullanılmış olduğu kayıtlıdır.

Modern Aromaterapinin Doğuşu

Modern aromaterapinin rönesansı Fransa’da 3 kişinin çalışmalarıyla başlar: Bir kimyager(Gattefossé), bir doktor (Valnet) ve bir hemşire(Maury).

Rene-Maurice Gattefossé, bir kimyagerdi ve 1881-1950 yılları arasında Fransa’da yaşamıştı. Gattefossé’ un aromaterapiye girişi tesadüfi olmuştur. 1910’da laboratuvarında çalışırken çıkan bir patlamada etrafı alevler ile çevrilir. Ateşi söndürmek için çimlerin üzerine yuvarlanan Gattefossé’ un yaraları daha sonrasında enfekte olur ve “1 damla tıbbi lavanta” (Lavandula angustifolia) dokuda oluşan gazlanmayı durdurur” (Tisserand 1993). Yaralarının iyileşme hızından çok etkilenen Gattefossé, hayatını uçucu yağların araştırmalarına adar. Gattefossé aromaterapi ifadesini ilk kullanan kişidir. Uçucu yağların haricen uygulanmasından itibaren 30 dakikadan 12 saate kadar olan sürede tamamen emildiğini bulmuştur. Aromathérapie: Uçucu Yağlar-Bitkisel Hormonlar (Farklı doktorların vakaları detaylı olarak paylaşılmıştır) adlı eserini Fransa’da 1937’de yayınlamıştır.

Jean Valnet, 1920-1995 yılları arasında yaşamış bir askeri doktordur. Hayatının çoğunu aromaterapi ile ilgili araştırmalara adamıştır. Hastaları arasında dönemin Sağlık Bakanı gibi üst düzey devlet yetkililerinin de bulunmaktaydı. 1993 yılında International Journal of Aromatherapy yazarlarından Christine Scott ile röportajı olmuştur. Yayınladığı eserleri Aromathérapie ve The Practice of Aromatherapy adlı eserleri sayısız vaka çalışmaları ve referansları ile aromaterapinin bilimsel gelişimini hızlandırmışlardır.

Marguerite Maury (1895-1968) ise kişiye özel ilk uçucu yağ karışımlarını oluşturmuş, 1960’lardan itibaren İsveç Masaj yöntemlerini aromaterapiye sokmuştur. 1961’de Uçucu yağlar ve cilt üzerine yapmış olduğu araştırmaları yazdığı Le Capital Jeunesse ile iki kez uluslararası ödül kazanmıştır. Marguerite Maury, uçucu yağların kullanımını klinik kullanımlarına göre sınıflandırmıştır. Bunlar; Cerrahi, radyoloji, dermatoloji, jinekoloji, genel tıp, psikiyatri, spa tedavileri, fizyoterapi, spor ve kozmetik uygulamalardır.

Günümüzde dünyaya baktığımızda; Uluslararası Profesyonel Aromaterapistler Federasyonu (IFPA), NAHA-Uluslararası Aromaterapistler (IFA) ve Uluslararası Aromaterapistler Birliği (AIA) gibi kuruluşlar, bu alandaki eğitim ve araştırmaların yapılmasından uçucu yağların üretimine, elde edilişinden kullanım alanlarına kadar ilgili standartların düzenlenmesinde öne çıkan otoritelerdir.

Uçucu yağlar; aromatik bitkilerin yaprak, çiçek, kök, kabuk, reçine, odun veya rizom (yumru) gibi organlarında ve özel hücrelerinde salgılanır ve depolanır. Açık bırakıldığında uçucu özelliğe sahip kompleks maddelerdir. Su buharıyla sürüklenme özelliğine sahip olup genellikle terpen veya fenilpropanoid yapısındadır ve bitkilerde çoğunlukla % 0.5-4 oranında bulunurlar.

400-500 kadar (bu sayı neyi dahil edip etmediğinize bağlı olarak değişebilir) bitkiden ticari kullanımlı uçucu yağ elde edilmektedir.

Uçucu yağların bitki için iki önemli görevi vardır: Koruma ve İletişim

Uçucu yağlar bitkinin çevresinde oluşturdukları “koku bulutu” ile bitkiyi bakteri veya mantar gibi mikroorganizmalardan korurken, otçul memelileri de bitkiden uzak tutarlar. Ayrıca bal arılarını çekerek döllenmelerini arttırır.

Bazı uçucu yağların nörotoksik olması veya böcek kovucu etkisinin olması tesadüf değildir. Uçucu yağlarda bulunan birçok kimyasal içerik bazı böcekler tarafından da sentezlenen maddeler ile aynıdır. Bunlar koku yolunun oluşturulması, cinsiyet bilgisi veya saldırı durumlarında ilgili biyolojik mesajları vermektedir. Bu ve bunun gibi birçok nedenle istenen zamana özel mesajı vermek için uçucu yağların “uçucu” olması gerekmektedir.

Uçucu Yağlar

Uçucu yağlar iki temel yöntem ile elde edilirler :

  • Distilasyon(Su, Su/ Su buharı veya sadece su buharı distilasyonu)
  • Mekanik (Presleme)

Absolütler ve CO2 ürünleri

Aromatik bitkilerden yukarıda bahsedilen yöntemler dışında farklı ürünler de elde edilmektedir. Kimyasal çözücü (absolütler) veya yüksek basınç altında uygulanan karbondioksit (CO2) ile yapılan ekstraksiyonlardan elde edilen bu ürünler, uçucu yağ olarak adlandırılmazlar.

Elde edilen maddeler; absolüt ve CO2 ektreleridir.

Enfloraj ise hassas yapıdaki yasemin gibi çiçeklerin uçucu yağlarını elde etmek için geliştirilmiş, emek yoğun bir süreçtir. Bu sebeple günümüzde pek kullanılmamaktadır.

Uçucu yağ elde etme amacıyla su buharı distilasyonu işlemi uygulanırken toplama kabında toplanan ve içinde az miktarda uçucu yağ bulunan suya hidrolat (veya hidrosol) denir.

Ayrıca hidrolatlar uçucu yağın distile suyla çalkalanması, ardından süzülmesiyle de elde edilirler (Gül, kekik, oğul otu, portakal çiçeği, yasemin hidrolatlarında olduğu gibi)

Tipik bir uçucu yağın içerisinde ise 100 veya daha fazla komponent bulunur ve bu komponentler vücut tarafından emilir. Örneğin herhangi bir uygulamadan sonra lavanta uçucu yağı, lavanta olarak değil ana komponenti olan linalil asetat ve linalol olarak kanda bulunur.

Aromaterapinin günümüzde dört farklı uygulama şekli vardır.

  1. Topikal: Cilt üzerinde uygulanan masaj, kompres (sıcak, soğuk), banyo, krem veya losyonlar, merhemler ile
  2. İnhalasyon: Direkt veya indirekt olarak, buharlı veya buharsız
  3. Oral: Tıbbi çay (dekoksiyon, infüzyon, maserasyon), uygun bir çözücü (bal gibi) içerisinde veya jel kapsüller ile
  4. Dahilen: Gargara, vajinal duşlar, ovül ve supozituvarlar ile

Her uygulamanın fizyolojik süreçleri, avantaj ve dezavantajları farklıdır.

Doğada tek maddeden oluşmuş saf uçucu yağ yoktur. Uçucu yağlar çok bileşenden oluşmakta ve bu bileşenler kendi içlerinde sinerjik etki yaratmaktadır. Doğal uçucu yağlar kendi içinde bir dengeye sahiptirler. Doğadaki maddenin atom dizilişiyle aynı maddenin sentetik olanında diziliş farkına bağlı olarak etki farkı da olabilmektedir.

Aromaterapi alt dallarının farklı klasifikasyonları bulunmakla birlikte, temel olarak aşağıdaki üç dala ayrıldığını söylemek mümkündür:

  • Estetik Aromaterapi (Güzellik ve bakım amaçlı)

    Doğal kokular ile üretilen parfümler, cilt ve vücut ürünleri, kişisel bakım ürünleri, ortam kokulandırmaları bu grupta yer alır.

  • Klinik Aromaterapi

    Klinik aromaterapi, spesifik olarak bir klinik semptomu hedefler ve terapi sonrası çıktıları ölçümler.

  • Holistik Aromaterapi

    Kişiyi bedensel, zihinsel ve ruhsal yönleriyle bir bütün olarak ele alır ve değerlendirir.

İletişim

Alemdar Mahallesi Ticarethane Sokak No: 23 / 34122 Sultanahmet